Can Eseler, Modern İnsanın Ararken Kaybettiği
Modern İnsanın Çıkmazı: Hurafe mi Yoksa Geleneksel bir Olgu Olarak İslam Mı?
İnsan, hangi köşesinden dönse kendine çarpar. Sonra bir anlam kırıntısı aramaya koyulur. Eline ne geçerse ona sarılır, ne duyarsa ona inanır, ne bulursa ona tutunur. Anlam arayışı da böyle bir şeydir işte… Ya geçmişin kadim bilgeliğinde sığınılacak bir liman bulursun ya da dalgası bol, kıyısı olmayan modern akıntılara kapılırsın. Bu akımların bizi meçhul bir limana sürüklemesi aşikâr bir tehlikedir. Modern akımların güvensizliğini sadece dini inancımızın ve geleneklerimizin reddetmesi ile temellendirmek ve böylece karşı çıkmak yeterli değildir.
Bugün manevi devrim yaşadığımız söyleniyor. Sanki büyük anlatılar çözülmüş de birey kendi kaderinin efendisi olmuş gibi. Kimse geleneksel dinî yapıların eskisi kadar rağbet görmediğini inkâr edemez. Ama günümüzde başka bir şey oldu; İnsanlık, yeni bir anlam arayışına girdi ve kendi uydurduğu ritüellerle avunur oldu. İşte bu yüzden New Age mistisizmi, mindfulness seansları, çakra açma ritüelleri ve doğaya dönüş hareketleri hızla yükseldi. Bu akımların ana hedefi insanı girdiği bu anlam arayışında ileri taşımak olmalıydı. Ancak insanın mana anlayışının geleneksel inanışla tatmin görmemesi bu yeni dini akımları ortaya koydu. Bu akımların ortaya çıkmasın da tetikleyici olan görece büyük iddia mutlu olmaktı. Bu yeni dini yaklaşımlar, milenyum çağı denilen bu devrin kurak toprağında yok olmaya yüz tutan insan için yapay bir seraptı. Ama insan yine de huzura eremedi. Çünkü köksüz bir maneviyatın kalıcılığı yoktur.
İslam: Hakikatin Test Edilmiş Formu
Maneviyat dediğimiz şey, kişisel bir terapi yöntemi değil, bir varoluş meselesidir. İnsan sadece iyi hissetmek için değil, hakikati bulmak için de manevi bir disipline ihtiyaç duyar. İşte tam bu noktada İslam’ın sunduğu köklü sistem ile modern natüralist spiritüelizmin sunduğu bireysel huzur arayışı arasında büyük bir fark ortaya çıkar. Nihayet bu çağın bize getirdiği manacılık ve doğacılık gibi düşünsel yönelimlerin hedefi insanı içinde bulunduğu boğucu durumdan çıkartmaktır. Bir yerde insana gittiği yolda manen bir motivasyon sağlamak ister. Ancak insanın manevi dünyası için güncel olan bu akımlar, bir gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Milenyum çağı olarak adlandırılan bu dönemde ortaya çıkan teknolojik gelişmeler, insan için oldukça hızlı seyretmektedir. Hayatın bu hızı bile insana yeterince psikolojik baskı yaparken yeni ortaya çıkan bu akımlar bir yerde görece faydalı uygulamalar olsa bile pansuman mahiyetindedir.
İslam, sadece bir inanç sistemi değil, aynı zamanda tarih içinde sınanmış, defalarca test edilmiş ve uygarlık inşa etmiş bir hakikat düzenidir. Kur’an’ın vahiy boyutu, peygamberlerin yaşamıyla şekillenmiş sünnet anlayışı ve asırlarca süregelen ilim geleneği, bu sistemi güvenilir kılar. Çünkü İslam, değişken ruh hallerine ve bireysel tatmin arayışlarına göre değil, ilahi bir yasaya ve akli delillere dayanır. Bunun ötesinde İslam kültür ve medeniyetinin en önemli ve üstün tarafını şöyle ifade edebiliriz. İslam, insanoğlunun dünya hayatında oluşturduğu sosyal hayata uygun bir yaşam biçimini destekler. Bu yönü ile fıtri yani insan doğasına uygundur. Binlerce yıl süre gelen doğal insan yaşamını rayından çıkartmadan bir ahlaki öğreti ve yaşam biçimi sunuyor olması, İslam öğretisinin güvenilirliğini son derece üst bir seviyeye taşımaktadır.
Oysa modern birey için maneviyat, anlık tatminlerden ibaret bir serüvendir. Kendi belirlediği, kendi kurguladığı bir sistem içinde ruhunu beslemeye çalışır. Ama nasıl ki köksüz bir ağaç mevsimler değiştikçe savrulursa, bu bireysel ruhsal yolculuklar da kalıcı bir sistem sunamaz. Çünkü hiçbir kişisel gelişim öğretisi, sahih bir geleneğin sunduğu derinliği veremez.
Bireysel Deneyim mi, Vahyin Hakikati mi?
Yeni spiritüalist akımların en büyük iddiası şudur: Herkes kendi hakikatini yaratır. Bu ilk önce özgürleştirici bir söylem gibi görünse de aslında büyük bir kaosun kapısını aralar. Çünkü eğer herkes kendi hakikatini yaratıyorsa, hakikatin nesnel bir ölçütü yok demektir. Böyle bir dünyada insan yalnızca kendi içsel yönelimleriyle var olmaya çalışır ve zamanla hakikat, bireyin keyfi kararlarına indirgenmiş olur. Oysa hakikat, bireyin arzularına göre şekillenen bir olgu değildir. Hakikat, gerçeğin ta kendisi olarak karşımızda durmuyor ise Ona gerçek diyemeyiz. Hakikat yanımızda duran değil bağımsız durma gücüne sahip olandır. Eğilip bükülen bir gerçekliğin olmasını düşünmek muhaldir. Bu yönü ile düşündüğümüz zaman günümüzde ortaya çıkan düşünsel akımların sübjektif olmak gibi bir kusuru açıkça görülmektedir. Sübjektif olmak bir kusur mu peki? Mesele maneviyat ve dini konular ise böyle olabilir. Çünkü bir olgu ise bu birçok yönü ile yeknesak bir biçimde ayakta kalabilmeyi başarmalıdır.
İslam’ın sunduğu hakikat anlayışı, hem akla hem vahye dayanır. Bir Müslüman için doğru olan şey, ilahi iradenin bildirdiği ve akılla teyit edilen şeydir. Bunun dışındaki kişisel yorumlar, ancak sübjektif bir görüş olarak kabul edilebilir. Bu yüzden İslam’ın hakikat anlayışı, bireysel sezgilerden çok daha güvenilir bir temele ve tecrübeye dayanır. Burada hemen şöyle söylenebilir. İslam dininin vahiy olan kaynağı da bir insana indirilmiştir. Ancak unutmamak gerekir ki: bir gerçeklik olarak İslam’ın kabul edilmesi vahyin kaynağına inanma meselesidir. Bu inancın dışında bizi rasyonel olarak ikna edecek bir şey söylemek gerekir ise, vahyin kurduğu sistemin uygulanma ve sürdürülmesi son derece mühim bir veridir.
Toplumun İnşası: Bütüncül Bir Sistem Olarak İslam
Modern spiritüalist anlayışlar bireyin huzuruna odaklanırken, İslam bireyin yanı sıra toplumun da huzurunu önemser. Çünkü gerçek anlamda huzur, bireyin toplumsal sorumluluklarından kaçıp bir dağa yerleşmesiyle değil, adil ve dengeli bir sosyal yapı kurmasıyla mümkündür. Buradan hareketle İslam’ın bireysel yönünden daha güçlü tarafı, toplumsal alandaki kurduğu hâkimiyetle ortaya çıkar. Bütüncül bir sistem olarak İslam, bir cemiyet hareketidir.
İslam’ın emir ve yasakları, sadece bireyin iç huzuru için değil, toplumsal düzenin sağlanması için de konulmuştur. Zekât, infak, cemaat namazları, komşuluk ilişkileri gibi kavramlar, bireyin yalnızca kendisini değil, yaşadığı toplumu da düşünmesini sağlar. Oysa modern spiritüalist yaklaşımlar, bireyi toplumsal bağlardan kopararak onun sadece “kendi yolculuğuna” odaklanmasını öğütler. Ancak toplumsal bağları kopan bir insan, yalnızlaşır ve bir noktadan sonra bireysel tatmin bile anlamsız hale gelir. Bununla birlikte kaçınılmaz bir surette toplumun içinde yaşamak zorunda olan İnsan için lazım olan olguların, cemiyetin tamamını kapsayan bir yetide olması gerekir.
Sonuç: Kökleri Olan Bir İnancın Değeri
Geleneksel dinlerin sunduğu inanç sistemleri, zamanın sınavlarından geçmiş, milyonlarca insanın hayatında etkili olmuş ve büyük medeniyetler inşa etmiş köklü sistemlerdir. İslam, yalnızca bireyin manevi ihtiyacını karşılayan bir din değil, aynı zamanda bütüncül bir yaşam modelidir. Oysa modern spiritüalist akımlar, bireysel tatmin üzerine kurulu, geçici ve kişisel tercihlere bağlı sistemlerdir. Yüzyıllara sari ve çok sayıda birey üzerinde başarılı olmuş olan İslam inancı ile son yıllarda popüler akımlar ile ortaya çıkmış olan spritüal yaklaşımların temel tenakuzu da burada yatmaktadır. Denenmiş ve ölçülebilir birçok değeri ile İslam, manevi bir program olarak çok güvenli bir limandır.
Gerçek maneviyat, bireyin kendini iyi hissetmesiyle değil, hakikate ulaşmasıyla mümkündür. Hakikat ise herkesin kendi arzusuna göre şekillendirebileceği bir olgu değildir. O yüzden asıl soru şudur: Kendi kurguladığımız bir dünya içinde kendimizi kandırmaya devam mı edeceğiz, yoksa zamanın sınavından geçmiş hakikatlere mi yöneleceğiz?
İnsanlığa hediye edilmiş olan bu muhteşem öğretinin en büyük mucizesi nedir diye sorulduğunda, güvenli, test edilmiş ve çalışır durumda olmasıdır. Kur’an’da karşımıza çıkan bir meydan okumada şudur: ‘’Hadi bu Kur’an’ın bir benzerini getirin.’’ Bu meydan okumaya iman etmiş olanların haliyle bir sorun yaşamadan kendi aidiyetini İslam medeniyetine atfetmesi kolaydır. Ancak şurası gözlemlenebilir bir gerçek ki: İslami gelenek ve yaşam biçimi çok uzun yıllar boyunca ve muhtelif coğrafyalarda işlevini yürütmüş ve yürütmektedir. Kökleri mazide dalları atiye uzanmış olan bu ihtişamlı medeniyetin evlatlarının yeni ve köksüz akımlardan medet umması ne yazık ki, güncel popülizmin ve anti propagandanın bir sonucudur.
İZDİHAM